Küreselleşmeyi Doğru Kavramak

Küreselleşmeyi Doğru Kavramak , Serkan Çavdar 2021-05-14 19:20

Başta yönetici kadro olmak üzere siyasal partilerle ilgilenen herkes; küreselleşmeyi, geçerli dünya koşullarını, ülkesinin özelliklerini, uluslararası ilişkilerin işleyiş biçimini anlamak ve somut politikalar üretmek zorundadır.
Küreselleşmeye din açısından bakıldığında ise az gelişmiş ülkelerde görülen etnik ve dinsel ayrılıkların siyasallaşması, kendiliğinden ortaya çıkan doğal ve zorunlu bir olgu olmadığı, yaratılması ve ayakta tutulması, mali ve siyasi güce dayanan planlı uygulamalar olduğu görülmektedir. Azgelişmiş ülkelerin, güçsüzleştirilerek parçalanmalarında etkili bir araç olarak kullanılmaktadır.

Kuramsal Çalışma Özeti - 20 Şubat 2021

20 Şubat 2021 tarihinde Bilimsel Siyaset Platformu olarak “Küreselleşmeyi doğru kavramak” konusu üzerinde çalıştık ve tartıştık. Çalışma sonu yapılan değerlendirmede;

Faşizm ve Nazizm, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra İtalya ve Almanya’da ortaya çıktı ve ırkçılık olarak ele alındı. Oysa, ekonomik dayanakları ve sınıfsal temelleriyle birlikte incelendiğinde, bunların tekelci şirket çıkarlarıyla dolaysız ilişkileri olduğu görülecektir. Faşist diktatörlükle yönetilen İtalya ve Almanya’daki devlet kurumlarının özelleştirilmesi, tekelleşmiş şirketlere büyük devlet ihalelerinin verilmesi, daha önce 1929 bunalımı nedeniyle devletleşen bankaların sermaye artışları devlet bütçesinden karşılanıp güçlendirildikten sonra yeniden özelliştirilmesi gibi ekonomik uygulamalar, günümüz uygulamalarıyla benzer nitelik taşımaktadır. Mussolini ve Hitler, bugün tüm batılı ülkeler tarafından yeriliyor ama, kurdukları ekonomik düzen hemen hiç eleştirilmiyor, tersine bu düzen, etki alanı genişletilerek günümüzde çok daha yoğun ve geniş kapsamlı olarak devam ediyor. Faşizm, tekelci şirket egemenliğinin açık şiddetle kurulması ve sürdürülmesidir.

Tekelci şirketler bugün, artan mali güçleri, politik nüfuzları ve örgütlü yapılarıyla, örgütsüz işgücü karşısında ezici bir üstünlük sağlamış durumdadır. İşçiler, işlerini yitirmemek için sendika ve grevlerden uzak durmaktadır. İşçi haklarıyla şirket çıkarları arasında birbiriyle çelişen yapısal karşıtlık sorun ve çatışma üreterek varlığını sürdürmektedir. İşçilerin ve diğer tüm emek güçlerinin ulusal bağımsızlık hareketleriyle birleşerek sürdürecekleri mücadele gereksinim duyduğu örgütsel deneyim ve entellektüel birikime de fazlasıyla sahiptir.

Küreselleşmeye din açısından bakıldığında ise az gelişmiş ülkelerde görülen etnik ve dinsel ayrılıkların siyasallaşması, kendiliğinden ortaya çıkan doğal ve zorunlu bir olgu olmadığı, yaratılması ve ayakta tutulması, mali ve siyasi güce dayanan planlı uygulamalar olduğu görülmektedir. Azgelişmiş ülkelerin, güçsüzleştirilerek parçalanmalarında etkili bir araç olarak kullanılmaktadır. Dünyayı tanımayan, örgütlenme birikimi olmayan, mali kaynaktan yoksun, geri, eğitimsiz insanlardan oluşan etnik ve dinsel yapılanmaların; ekonomik ve siyasi gücü yüksek küresel imparatorluklar haline gelmesi bunun en açık kanıtıdır.

Sonuç;

Başta yönetici kadro olmak üzere siyasal partilerle ilgilenen herkes; küreselleşmeyi, geçerli dünya koşullarını, ülkesinin özelliklerini, uluslararası ilişkilerin işleyiş biçimini anlamak ve somut politikalar üretmek zorundadır. Bu davranış, ülkesinin ve halkının haklarını savunmak isteyen insanlar için anti-emperyalist olmak demektir.

Bu yolda gerekli olan KİTLE DAYANIŞMASI ÖRGÜTLENMEYLE, YÜKSEK BİLİNÇ İSE AYDINLANMAYLA SAĞLANIR. Aydınların kitlelere doğru bilinci götürebilmesi için, her şeyden önce kendilerinin doğru bilinçle donanmaları gerekir.


Serkan Çavdar, Küreselleşmeyi Doğru Kavramak

2021-05-14 19:20